Konu Gönder  Cevapla 
 
Derecelendir
  • 3 Oylar - 2.67 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Çinli Muhammed Namazda Rabbine Kavuştu

28-072010, 10:11 PM
Mesaj: #1
Çinli Muhammed Namazda Rabbine Kavuştu
Posta kutuma gelen ibretlik bir öyküyü bu bölümde sizlerle paylaşmak istiyorum. Kim bilir belki de şu sorulara güzel bir cevap olur.

Bu zamanda sahabe hayatı yaşanır, sahabe gibi olunur mu? Olunur olunmasına ancak, onlara makam olarak ulşılmasa da, iman ve inanç olarak ulaşılır. Nasıl mı? Şu hadiseyi okuyun, sonra kararı verirsiniz.

Çin´in değişik bölgelerinden on kişi İstanbul´a gelir. Bu on kişi sıradan insanlar değildir. Bunların ortak özelikleri yeni Müslüman olmalarıdır. Umre için İstanbul üzerinden Arabistan´a gideceklerdi. Hepsi de yeni Müslüman olmuş. Kimi yirmi gün önce, kimi bir ay, en uzağı iki ay önce Müslüman olmuştu.
Ne yeterince İslâmi bilgileri vardı, ne de yapacakları umre ile ilgili bir bilgileri. Yanlarına, kendilerine yardımcı olacak, hem Çince´yi, hem Arapça´yı iyi bilen, hem de İslami bilgisi olan birini rehber olarak alacaklardı. Mevla´mızın takdiri, Türkistan´daki Çin zulmünden kaçıp İstanbul´a yerleşmiş bir Uygur kardeşimiz, bu on Çinliye rehber oldu. Bundan sonra yaşadıklarını rehber olan kardeş şöyle anlatıyor:

Yeni Müslüman olmuş bu on Çinli ile birlikte yola çıktıık. Kısa zamanda aramızda iyi bir dostluk kuruldu. Yeni mümin olmuş bu insanlar, büyük bir heyyecan yaşıyorlardı. Hiçbirinin İslami bilgisi yoktu. Hatta namazda okuyacakları sureleri bilmedikler gibi Fatiha´yı bile bilmiyorlardı. Bazı zikirleri yaptırmayı çalışıyor, ancak Çince telaffuz zor olduğu için zikirleri tam okuyamıyorlardı. Namazlarda sadece "Elhamdülillah, Allahu Ekber" diyebiliyorlardı.

Bana sormuşlardı "Ne yapalım?" diye. Ben de onların kimine "Elhamdülillah", kimine "La ilahe illallah" ve benzeri zikirleri öğretmeye çalışıyordum. Onlar da namazlarda bunları söylüyorlardı.

Önce Mekke´ye gittik. Kabe´de onların hali görülmeye değerdi.

Yeni doğmuş çocuklar misali heyecan ve neşe içinde, kah ağlıyor, kah gülüyorlardı.
İsimlerini değiştirmiştik: Muhammed (Çan Çing), Hasan (Çung Fang) gibi her biri yeni ismi ile çağırlıyordu.

On Çinli kardeşimizden biri olan Muhammed´te bir farklılık vardı.

Bu durun dikkatimi çekmişti. Her namazını gözleri yaşlı olarak bitiriyordu. İyice dikkat ettim; evet, Muhammed namazlarında ağlıyordu.

Bana da sürekli sorular soruyorlar, İslam hakkında bilgi ediniyorlardı. Ben de bildiğim kadarıyla onlara bilgiler veriyordum. Bir gün Muhammed sordu:
- İçki nedir, İçkiye dinimiz nasıl bakar?
- Rabbimiz içkiyi kesi olarak yasaklamıştır, içilmesi, yapılması, taşınması, satılması yasaktır.
Kaldığımız otele gelmiştik. Muhammed bir telefon edeceğini söyledi ve ona. memleketine telefon etme imkanı sağladık. Çin´deki kardeşini arıyordu.

Kardeşine aynen şöyle diyordu:

- İçki fabrikamızı kapat, Allah´ımız öyle emretmiş. Bize bu emre uymuk düşer.

Kardeşi bunu yapamayacağını, birçok bağlantısının olduğunu, durup dururken kapatırlarsa, yüz binlerce dolar zarar edeceklerini, hiç olmazsa kendisine biraz zaman vermesini söyler. Fakat Muhammed kararlıdır:

- Allah emretmiş, bize uymak düşer. Fabrikayı hemen kapat, gelince borçları hallederim.

İçki fabrikası kapanıyor.

Mekke´deki ibadetlerimize devam ediyoruz. Yine bir gün bana sordukları sorulardan çıkardıkları bir neticeyi açıklarlar:
- Kadın modasıı, kadınları yarı çıplak resmetmek gibi faaliyetler de dinimizde yasak mıdır?
- Evet yasaktır. Aynı gün ötele geldiğimizde yine Çin´i aradı ve bu sefer de kardeşine moda evinin kapatılması emrini verdi. Kardeşi yine itiraz etti, ancak Muhammed ne itiraz dinledi, ne de kararından vazgeçti.

- Rabbimiz emretti ise, bize bu emre uymak düşer.

Mekke´deki ziyaretimizi bitirdik ve Medine´ye gittik. Medine´de ilk sabah namazını kılacağız. Efendimizin "Burası cennet bahçesidir." buyurduğu yerde sabah namazının farzını kılıyoruz. Muhammed benim yanımda. Diğer Çinli kardeşlerimizle aynı saftayız. İlk secdeye varıyoruz, secdeden kalkıyoruz, ikinci secdeye varıyoruz, sonra kıyama kalkıyoruz. O da ne? Muhammed hala secdede, kalkmadı. Tekrar secde ediyoruz, "Tahiyyat´ı" okuyoruz ve selam veriyoruz. Muhammed hala secdede. Düşündüm ki, yorgunluktan ve uykusuzluktan bazen insana bir geçkinlik geliyor, Muhammed´e de secdede böyle bir şey oldu, uyudu.

Elimi uzattım, omzuna dokundum ve hafifçe çekeyim dedim ki, sağ tarafının üzerine yuvarlandı. Muhammed´in ölmüş olabileceğini düşündüm. Olay duyulmuştu.

Görevliler müdahalede bulundar, dışarı çıkardılar, bir ambulansa koyarak hastaneye götürdüler.

Biz de gittik. Hastanedeki ilk muayenede çoktan vefat ettiğini söylediler. Muhammed´i hastanenin morguna kaldırdılar. Çinli kardeşlerimle birlikte hastanenin morguna kaldırdılar. Çinli kardeşlerimle birlikte hastanenin önünde ne yapacağımızı bilemez bir halde üzüntü içinde bulunuyorduk. O sırada bir araba ile makam mevki sahibi bir zat geldi. Herkes onu hürmetle karşıladı, sonraddan öğrendik ki bu zat Medine´nin ileri gelen yöneticilerinden biri idi. Hastane yetkililerine sordu:

- Bugün burada ölen bir Çinli var mı? "Evet", cevabını alınca şu açıklamada bulundu:
- Dün gece Efendimiz (s.a.v.) rüyamda bana göründü ve buyurdular ki:
- Yarın burada bir Çinli kardeşim vefat edecek, onun cenazesi ile ilgilenin.

Bir anda her şey değişti. Muhammed´i morgdan aldılar, bir devlet yetkilisine yapılanlardan daha fazlasını yaptılar. Cennetü´l Baki´ye defnettiler.

Bu hadiseyi bizzat yaşayan ve onlara rehberlik yapan Doğu Türkistanlı kardeşimiz hadiseyi bu şekilde anlattı.

Allah´a teslimiyetin en güzel örneklerinden biri. Şu cümlenin güzelliğine bakar mısınız?
- Rabbim emrettiyse, bize uygulamak düşer.

Ne muhteşem bir inanç. Zararmış, ziyanmış, önemi yok. Rabbimiz emretmiş ve iş bitmiştir. İşte sahabe inancı. Ve günümüzdeki muhteşem örneği. Ve teslim olmanın dünyadaki ödülü.

Bu hadiseyi niçin anlattık? Bu hadiseden çıkaracağımız dersler var. Çinli kardeşlerimiz, internet sayesinde İslam ile şereflendi. Gerek ülkemizde, gerekse dünya üzerinde bir kıvılcım bekleyen nice insanlar var. Bizim yapmamız gereken; bizden bir ışık, bir kıvılcım ıbekleyenlere bir an önce ulaşmak. Şöyle çevremize bir bakalım. Bizim uzatacağımız eli tutmak isteyen nice kardeşlerimiz var. Biz onlara ulaşmayınca onların ellerinden kimlerin tutacağını bir düşünelim. Elinizdeki bu kitaba ve okuduğunuz bu satırlara aç ve susuz o kadar kardeşimiz varki...

Ahmet Bulut (Namaz Dirilişe Çağrı)

"Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" Ne var ki, sadece akleden kalbe sahip olanlar bunu kavrayabilir." [39:9]
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


Forum Atla:



Kitapları - Satın Al

TÜM YAZILI ESERLERİ(34 eser 275 tl!)

Kullanıcı Paneli

Hoşgeldin Misafir !
(GirişÜye Olun)

Dinle

Texte alternatif

Bağlantılar

Yardım Eli